
Urfalı bir anne-babanın çocuÄŸu olarak Cizre’de doÄŸdu (24 Åžubat 1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra çeÅŸitli yayınevlerinde editör olarak çalıştı. 1995-1996 arasında İzlenim dergisinin, 2000-2002 arasında da Da (Diyalog Avrasya) dergisinin yayın yönetmenliklerini yürüttü. Halen serbest yazar olarak çalışmaktadır.
Sosyal Bilimler Ansiklopedisi (Risale Yayınları, 4 cilt, İstanbul 1988) ve Osmanlı Ansiklopedisi (AÄŸaç Yayıncılık, 7 cilt, İstanbul 1993) adlı çok ciltli çalışmaların yayın koordinatörlüklerinde bulundu. M. M. Åžerif’in 4 ciltlik A History of Islamic Philosophy adlı edisyonunu, İslâm Düşüncesi Tarihi adıyla (İnsan Yayınları, İstanbul 1990-91) yayına hazırladı.
Türkiye Yazarlar BirliÄŸi tarafından 3 defa ödüle layık görüldü: Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası (Fritjof Capra’dan, Tercüme dalında, 1989); Åžehir, ey Åžehir (Deneme dalında, 1997); Osmanlı: İnsanlığın Son Adası (Fikir dalında, 2003).
Telif kitapları şunlardır:
* Gelenek (1992)
* Gelenek ve Modernlik Arasında (1995)
* Åžehir Asla Unutmaz (1996)
* Åžehir, ey Åžehir (1997)
* Bursa Åžehrengizi (1998) (2. baskı Osmanlı’yı Kuran Åžehir adıyla (2006))
* Alev ve Beton (2000)
* İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003)
* Osmanlı: İnsanlığın Son Adası (2003)
* İnsan Yüzlü Şehirler (2004)
* KuÄŸunun Son Åžarkısı: St. Petersburg’da Zamanlar ve Mekânlar (2004)
* Osmanlı’nın Kayıp Atlası (2004)
* Kır Zincirlerini Osmanlı (2004)
* Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005)
* Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı (2006)
* Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).
* Küller Altında Yakın Tarih (2006)
* Efsaneler ve Gerçekler (2007)
* Büyük Osmanlı Projesi (2008)
* Gülün Fethi – Fatih Sultan Mehmed (2008)
* Osmanlı’nın Mahrem Tarihi (2008)
Çevirileri:
* Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası (Fritjof Capra’dan, 1989)
* Molla Sadrâ ve İlâhi Hikmet (Seyyid Hüseyin Nasr’dan, 1991)
* Yeni Bir Düşünce (Fritjof Capra’dan, 1992)
* İslamın İlk Yılları (2001, Muhammed Esed’den)
Derlemeleri:
* İslam Bilimi Tartışmaları (derleme, 1990, İnsan Yayınları)
* İslam’da Bilgi ve Felsefe (1997)
* Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç (2001)
* Tartışılan Sınırlar: Değişen Milliyetçilik (2001)
* İlber Ortaylı İle Tarihin Sınırlarına Yolculuk (2001)
* Küresel Kuşatma Karşısında İnsan (2004)
* Her Gün Bir Ediple (2004, Ahmet Refik Sevengil’in edebiyatçılarla söyleÅŸileri)
* Bulutları Delen Kartal: Cemil Meriç ile Konuşmalar (2004, Sezai Coşkun ile birlikte)
* Osmanlı Geriledi mi? (2006)
* Ayrıca şimdiye kadar 4 cildi yayımlanan İstanbul Armağanı adlı diziyi yayına hazırlamıştır (1995-2000).
Küller Altında Yakın Tarih Hakkında
Zaman / Mümtazer TÜRKÖNE
Eskiler, dünyaya, topluma ve siyasete dair bilgi sahibi olmak için tarih okurmuÅŸ. Åžehzadelerin eÄŸitiminde baÅŸ köşeyi tarih kitapları alırmış. Tarih, yaÅŸanmış olanların sadece yazılmış kısımları demek. YaÅŸananlarla yazılanlar arasında her zaman bir mesafe vardır. YaÅŸananları yazmaya fırsat bulanlar, üstelik istedikleri gibi yazdırma gücüne sahip olanlar hep galiplerdir. Teorik aklın labirentlerinde kaybolmak yerine, hakikatlerin güçlü mantığını ve muhakemesini ancak yaÅŸanmış olanların arasında, tarihin zengin laboratuvarında bulabilirsiniz. Ne kadar tahrif edilirse edilsin, ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın, ne kadar hayal ürünü olursa olsun saygı duyulacak gerçeklere tarihin açtığı kapıdan girebilirsiniz. Bir Afrika atasözünde söylendiÄŸi gibi “Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar; av hikayeleri hep avcıları övecektir”. Av hikayelerinin avcıları övmesi yeterli deÄŸil, söylenenlere inanmak için aslanları hiç görmemiÅŸ olmak gerekir.
Mustafa ArmaÄŸan, ismini baÅŸlığa koyduÄŸum son kitabının önsözünde “… Bize “tarih” diye öğretilen bilgilerin, hakikatin objektif bir resmi deÄŸil, elden geçirilmiÅŸ, arıtılmış, ayıklanmış, seçme bilgiler olduÄŸunu idrak etmemiz ve bilgilere, arıtma iÅŸleminden geçmeden önceki ham haliyle ulaÅŸmamız gerekiyor.” ihtarında bulunuyor. Bu ihtarı, gerçeÄŸe ulaÅŸma çabasının ötesine taşıyor. DoÄŸru, gerçeklere ulaÅŸmanın bir anlamı bir gerekçesi olmalı: GeleceÄŸin ÅŸoklarına dayanmak gibi. Tarih bir toplumun hafızası. Çarpıttığınız zaman bu hafızayı hasta ediyor, koskoca bir milleti ÅŸizofreniye mahkum ediyorsunuz. Bu ÅŸizofreni hali, ArmaÄŸan’ın tavsifindeki “ÅŸok” hali gibi bugününüze ve geleceÄŸinize hükmetmenizi engelliyor. Paranoyalar içinde eliniz kolunuz baÄŸlanıyor. Mantıklı saÄŸlıklı bir düşünce bile geliÅŸtiremiyorsunuz. Son iki asrı inanılması güç bir tempoda; havf ve recâ arasında gidip gelerek yaÅŸadık. Ucuz hüküm sahiplerinin “BatılaÅŸma”, “sömürgeleÅŸme” gibi küçümseyici lafızlarla nitelediÄŸi bu tarih, bir bütün olarak sırtı yere getirilememiÅŸ bir toplumun ve devletin tarihidir. Biz, yenilmedik ve teslim olmadık. Teslim olmamak için de her yolu denedik. Yandık, ama küllerimiz arasından Anka KuÅŸu gibi yeniden dirilmeyi baÅŸardık. Böyle bir tarih içinde, geride kalan külleri inkâr etmek, her ÅŸeyin o yeniden doÄŸuÅŸ ile baÅŸladığını söylemek bugün ezberlemeye çalıştığımız tarihin özeti. Elde kalanları korumaya çalışanların refleksi de diyebiliriz buna. SaÄŸlıklı mı? Her ÅŸeye korku ile bakan bir güvenlik devletinin çatısı altında üretilen ÅŸizofrenik dünyadan baÅŸka bir sonuç yok elimizde. Teslim olmadığınıza göre tarih çok önemli. O zaman “tarihin bilinmemesinin yararlı olduÄŸu” düşüncesini hakim kılabilmek için olaÄŸanüstü bir çaba harcamanız gerekiyor. Kolay deÄŸil, tahrif edilecek, masa başında üretilecek, unutturulacak o kadar çok ÅŸey var ki.
Maalesef bu iÅŸi üstlenenler deha sahipleri veya usta kalemler deÄŸil. Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”sındaki gibi, her ÅŸeyi tepetaklak ederek, tarihi yeniden üretecek güçte bir beyin sermayemiz yok. Sahtelik sığlık getiriyor. Gerçeklere saygısızlık bütünüyle toplumun zekâsını ve idrakini hafife almaya yol açıyor. Aptal yerine konmaya kim tahammül edebilir? Mustafa ArmaÄŸan “resmî tarih” deÄŸil, “resmî tarihler”den oluÅŸan bu sahteliÄŸi, ihtiÅŸamlı bir sadelikle yerle bir ediyor. Anka KuÅŸu’na yani Cumhuriyet’e “Küller Altında” kalanları göstererek farklı bir bakış açısı getiriyor. Mustafa Kemal ile Atatürk arasındaki fark, 23 Nisan ve 19 Mayıs, Sultan Vahdeddin’in “hainliÄŸi” “Küller Altında Yakın Tarih”in, ezberlediklerimizden farklı olarak bizi gerçeÄŸe yaklaÅŸtıran bazı konuları. En önemlisi, kitabı okurken tarihi bütün yaÅŸanmışlıkları ve kırılmaları ile fasılasız bir bütün halinde idrak ettiren kuvvetli projektörün ışığını hissediyorsunuz. Önümüze çıkan sorunları çözecek veya aÅŸacak gücü ve birikimi, resmî tarihlerin dışında ancak bu tarihî bütünlüğü ve sürekliliÄŸi kavradığımız zaman bulabiliriz. Hiç olmazsa imparatorluk tecrübesinin, farklılıkları bir arada yaÅŸatma becerisini hatırlamayı deneyelim. Sahip olmadığımız bir ÅŸeyi inÅŸa etmek deÄŸil, unutmaya baÅŸladığımız bir yeteneÄŸimizi hatırlamaktan bahsediyoruz.

